13 Şubat 2010 Cumartesi

Hayalimdeki klibi çekmişler. Arabada giderken vites değiştirip durduğum değil. Yolculuk şarkıları gibi de değil zaten. Ben bile sonradan fark ettim. Benden çalınanı çalmak da hırsızlıktı. Bunu söylemek de yüreklilikti güya. Çok dürüsttük ama bir tek bizim işimize yaramadı.
Hayat’ın yanından son sürat geçebilen biri olarak, yapabileceklerimden korkup durdum belki de. Hayatın da bana bir çift lafı olacaktı. Hala bekliyorum ama çıt çıkarmadı henüz. Beklediğimden çakma bir asaletle yapabileceklerinden korkuyordur belki de.
Kendi kendime verdiğim dandik bir yasak artık tutulsa ne tutulmasa ne. Hayatını kim yazsa bugün bir roman olur. Utanmadan kıyak geçer başrolü kendilerine verirler. Romanı roman yapan kim diye sormazlar asla. Başlangıç düdüğünü çalmak da marifet. Ama bence bir etek asla diz altı olmamalı. Bu da başka bir konu derler. Desinler.
İstediğini söylemek serbest ama tavır hatası yapmak yasaksa; tek kaş havada gülenleri güldürürken görsünler. Gülüyorum, öyleyse ben de oradayım.
Benim hayalimde bomboş bir yol vardı. Sokak lambaları, trafik ışıkları, binalar, ağaçlar falan da vardı. Oysa ben her gün 1 küsür saat trafikte boğuşanları izliyorum eve gidene kadar.
Kitap ayıracını dakikalarca arayan birine şaşırıyorum ve suçluyorum kolayca kaybedebildiklerim için kendimi. Sonra, bulduğunda bir arkadaşından hediye olduğunu söylediğinde bambaşka birini suçluyorum. Suçlasam ne suçlamasam ne. Birbirine benzemeyen iki kişiydik. Şimdi birbirine hiç benzemeyen iki kişi olduk.

O klibi çeksinler ve yapsınlar yapamadıklarımızı, nasılsa biz yapamayacaktık zaten.
Bir şeyleri teğetleyerek geçen hayatın nesi komik ve nesi trajik. O'nunla bir filmde hıçkırırken karşılaşmak gibi sevimli gelmiyor bazı şeyler bana. O kadar zor ki. Çünkü yasakları delenler hep büyüdü gözümde. İstediğini söylerken tavır hatası da yapabilen birinden nefret etmeye çalışıyorum ben. Çok zor.