Üç saat uyuyup altı buçukta uyandım. Hazırlanıp evden çıktım. Geri dönüp unuttuğum şemsiyeyi aldım. Yeniden çıktım. Işıklara yürüdüm. Olmam gerektiği saatte olmam gerektiği yerde bekledim. On beş dakika geçti şoförü aradım. Gelmek üzereyim dedi. Karşıya geçip pastaneden patatesli poğaça almak istedim. Alamadan tekrar karşıya geçtim mecburen.Sekiz saat çalışmak zor geldi; sonra boş geçen bir buçuk seneyi düşündüm her zamanki gibi. Hastalıklı bir kedi yavrusu gibi hissediyordum birkaç gündür nasıl bir şeymiş bilir gibi. Benim için alınmış bir açma tanıştığımız ilk günlerde düşündüklerim için utandırdı beni. Sonra bunun için de utandım. Sonra saçma geldi tüm bunlar. Beklediğimden çok daha az yorulduğum bir gün bitti. Şemsiyemi unuttum. Eve geldim.
Aylardan Şubat, Günlerden Pazar, öğle yemeğinden sonra türk kahvesi, kıyafetlerden serbestti.
Güzeldi.

