Bir kalem bir kağıttı çoğalan.
Bir uyuyup bir uyanmaktı olmayacak düşlere arka çıkan.
Hissettiğim o pis gerçeklerdi olmayacak bir adet duaya amin bile dedirtmeyen.
Bir söyleyip bin ah işitmemekti belki de yanıma kar kalanlar.
‘Tarihi geçmiş bunun’ pişmanlığından uzaktı raflardaki zararlarım da.. hiç yemediysem ne olmuş pembesinde.
Sözde huzurumdu yüzde elli ihtimali de kaybetmemek için gururla süslenen.
Bu cümleler kendimden çaldığım içi geçmiş, geçmiş parçalar.
Haydi birleşip bir işe yarasınlar bari amaçsızlığında..
Bir şeyler söyleyip, sonra kendini yalanlarla aklamaktı yüzüme vuran pis sarının istediği sadakat. Seni seviyorumdu.. söylediğimde işte böyle klişe. Küçümsenen ve önemi de belirsiz, vazgeçilen. Gerçek sessizliğim.
Her şey yalansa da tek gerçek olduğu ispat edilemeyecek büyüklükteydi abartısındaydım ben de. Hatırlıyorum.. yeniden hatırlamak istemesem de..
Olan ve bitemeyen derken olan ve bitendi tam da o anda.
Ya birkaç adımla kaçırmaktı ya da zaten hiç senin olmayanı yolculamaktı.
Ya boş yere yanmaktı ya da hayatımın en saçma saçmalığıydı..
Cevaplanmak istenmeyen, olmayanlara münasip bir yer bul bile denemeyen gösterilenlerdi gözüme sokula sokula.. kendime haklısın dememe sebeplerim.
Tek istemediğimdi asıl kaybettiğim sanırım. O yokken ona benzemek gibi.
Olan ve bitendi tam da o anda demeye geç kalmamdı çoğalan yapraklara sebep.
Ama bir tek aslında olan neydi ben onu bulamıyorum işte…
İyi gecelerdi gerçek dileğim. Söylendiğinde işte böyle öylesine…
Öylesine diyorum ben de artık şu saatte İYİ GECELER herkese...

