Çalan şarkı hasret çığlıklarıydı diye biraz da. Bir minibüsün en arkasından bakarken ben. başka şeyler bir yanda ben bir yanda arabeskinde, alakasız manzaralar anlam kazanırken.
Pencereden açılan her ne varsa olduğu gibi göremememe sebep biraz da…
Kötünün içinde hep sırf kendimin görebildiğini sandığım ve aslında olmayanlarla aynı bu da.
Nasıl olursa olsun ne olursa olsun bir kere kendime söz verip inatlaşıp kabullenebilmem gibi.
Kabullenemeyenleri suçlamayacak kadar da farkında olarak bu yanılgımın.
Aslında veya belki de olmayacak düşüncelere kapılmış bir kötü bakıştaki ‘ne yapayım’ lık, çaresizlik. Kötüyse kötü desene. Ve kime ne.
Ne fark eder ki. Hayat istediği yöne, istediği hızla, dönebildiği yere kadar dönecek nasılsa. Dönüyor da…
Bozulmayacak yemin, mutlaka tutulacak söz yokken hayatta şimdi görünen köy neden klavuz olsun ki. Biri iki de görürsün. Üç gördüğünde de şaşırırsın en fazla…
Benimkisi 2 bir çift sayıdır 1 den sonra gelir diye inatlaşmaktan başka bir şey değil..
Ben bir taksiyi birkaç saniyeyle kaçırdım diye neleri değiştirebileceğimi düşünmeyecek kadar normal büyüklükte görüyorum kendimi. Hayat bir oyun sahnesi geyiğini çok duyduysam da bu ne kadar mükemmel bir film olabilirdi ki. Şans mıydım yoksa fiyasko mu belli bile değilken..
Kendime değişik anlamlar yükleyemezken bir türlü görebildiğimin ötesindekileri kurcalayıp durdum hep. Hem de meraksız bir şekilde olduğu gibi yaşarken. Hazırken en kötüsüne ya da iyisine. Nasılsa onlar da görüldüğü gibi olmayacaklardı. Belki biraz da ben çok hassas falan sanıldığımdan. Sakınılan dürüstlüklerle korunmaya çalışılan bir başka boyutum ve ben bana kimden hediye olsun ki zaten benimken.
Devirdiğim cümleler güzel olsun diye değil. O kadar nedensiz ve sessiz. Tek nedeniyse içimde bir yerlerde.
Bir plan yapıp ona uyup istediğini elde etmek o kadar anlamsız ki. O yüzden kaybettiğim onca şey oldu. Aman da ne dürüstüm dimi? Belki de öyleyimdir ama. Kim nerden bilsin ki ve neden bilsin. Ne kadar olabilirim ki olsam olsam ve de…
Düşünerek vermediğim karşılıklarım oldu, olduğu gibi kalamayan gittiği adreste. Sonra ben de zaten bildiğimi daha iyi öğrendim. Vardır bir nedeni deyip siyahı beyazlamayı. Ben karalanırken belki de en siyahlı grilerle. Neyse neticede aynı şey. Bu bir minik siyah tel tokadır diyememek. Onu devamlı kaybedip en ummadığın yerde yeniden bulduğunda acaba o mu demek. Diğerlerinin arasına koyduğundaysa hala aklında tuttuğunun merakında olmak. Hep siyah tel tokalar bana anlamlı gelmiştir. Lisedeyken bir gün bir kitap yazarsam koyacağım isim diye düşünürdüm. Belki buradan biri görür benim yapamadığımı yapar. Muhtemelen yapamadığım onca şeyi de yaptığı gibi. Tesadüf bu ya ben de görürüm bir rafta. Gider zevkle parasını bayılıp alırım içinde yazanları merak etmeden. Sırf ismi güzel diye. Başkasının da aklına gelmiş diye sevinecek kadar saflaşırım yeniden. Zaten benim olanı sahiplenemeden. Belki bir gün yine olur. Kim bilir?
Çalan şarkıda kaldım. Fazla anlamlıydı o an. Minibüs durup da artık hiç ölmeyeceklermiş kadar yaşlanmış bir çift inerken minibüsten. Adam kendini zor indirirken durup karısının elinden tutunca insan ne yapsındı. Elinde olmuyor tutmaya çalıştığı birkaç damlayla savaşı. Tabi hikayenin öncesi de var. İnsan ne yapsındı. Başka neydi ki? Kazandıysam da o savaşı şu ana kadar geçirdikleri tüm bahtiyar yıllar falan değildi tek nedeni. Hatta yoktu bile öyle bir pembe gözlük etrafta.
Herkesin düşüneceği gibi ben de düşündüm. Tek başına minibüste giden birinin yeterince saçmalaması nasıl gözükür diye. Yüzlerimizdeki tüm ifadeler etiketlenmişse zamanında beyinciklerimize. Ne yapsındım..
İnsan savaşsa da, istese de, istemese de ne kadar bir film karesi yaratabilir ki bir şarkının da arkasından itmesiyle. Var mıydı tamamen teslim olmak diye bir şey? Hem de bir kurgudan bahsediyorken.. Hem de inanmadığım arabeskin doruğu temalı.
Bir neden olmalı mı?
Şu an çalan tamamen faklı bir şeyken ve önümde duranlar öylece sabitken.
Ya da herkesle aynı anda duymuyor olmak aynı melodiyi..
Tıpkı aynı anda onun da aynı olduğunu tahmin edememek gibi…

