15 Mayıs 2009 Cuma

dönüş yolunda alının pişmaNiyenin boş kutusu boşuna...

Güneşi ne zamandır görmediğim kadar çok görmek için değil. Çok gezip eğlenmek de bir ihtimal diye de değil. Bu odanın kapısını yanımda sadece yanıma almak istediklerimle kapatıp çıkma tadında bile olmayabilir. Lanet olsun gidiyorum ve bir süre yokum buralarda tribi hiç değil. Hiçbir zaman inanmadığım gibi.. Bir keresinde denenip yüzüme gözüme bulaştırıldığından daha da bir saçma geliyor artık zaten….
Denizi uzaktan seyretmek yerine hissetmek görünen en olası neden ama o bile değil içimdeki.. Bari bu sene şöyle bir güneşleneyim gibi bir ilkin isteksizliğiyle karışık gidiyorum. Arkamda bıraktığım onca şey aklımda olacak gittiğimde demek için fazla kısa ya da yanıma bir kitap alıp bir sayfasını bile okumamak gibi bir uzunlukta diyim cümleler uzasın diye.
Aklımda olanlar da sadece huzur verebilir bana artık. Ve mutlu gibiyim gider gibiyken ben. Gibi olmak bile güzelmiş be dedirten bir kışa sıkıştırılmış beleş dersi için teşekkürler o zaman. En bayıldığım sorular henüz cevaplanmamış olanlar ve cevaplanacaklarını hissettiğim ben döndüğümde. Artık sadece şaşırtabilecek güçte diye kim nasıl bir bencilce mutsuzluğa kapılırdı umurumda da değil. Hala bayılıyorum sonuçta cevaplanmasınlar diye.
Sırf gideceğim için gidiyorum işte. Atlıkarıncaya binmek gibi bir zoraki görevin birkaç adım ve birkaç yaş ötesinde bir zevkle. Hem de dönüp de aynı hizaya geldiğimde zoraki bir gülümsemeyle karşılaşmayacağımı da biliyorum. :)
Şemsiye altında güneşten saklanma yetinmelerini ya da masalını başka başka şeylere benzetmemeye yeminli. Döndüğümde anlamak için ne kadar yakabilmiş güneş. Ne kadar kafasını dinleyebilmiş bu oda. Ben kafamın üstünde ne kırabilirim acaba tutamadığım hangi yeminler için falan..
Sadece yol kısa gelsin gibi bir umutla gidecek kadar bilindik bir yere. En azından hayal kırıklıklarından çok uzak, bilindik bir odanın kapısını açmaya. Penceresinden açılan dağların gökyüzüne hala aynı baş harfi çizdiğini görmeye. Çekmecelerinde önemsemeyip de neleri bırakmışım diye bir uçuk meraka.. Gölgeler yönünü şaşırdı diye kızmaya beş güneşine. Ve aynı güneşi çok sevmeye batarken yüzümdeki kızarıklıklarla. Farklı olana hep teşekkür ederek başlamak için bir sonraki güne; en azından odamın pencerelerinden sabah sabah kafasını uzatmadığı için. Sabah oyunlarına lolipop götürdüğüm çocuklara akşam olduğunda kızmaya niyetli gidiyorum..
Yine de ne zamandır sesini duymadıklarım ve ne zamandır görmediklerim, kaybolan kedimin ayak izleri vsvs duygusallığında… bir buket beyaz çiçekle gidilecek iki ziyaretin hüznünde.. bir yemin ettim ki dönemem arabeskinde.. 'adresim aynı' geçmişinde.. bir fincan kahvenin falından istediğim her an kurtarabilecek biri de var mutluluğunda… oradaki şanssızlığım, sadece kaçırdığım yeni dedikoduların zevki olacak pembesinde…
Ve belki daha önce de yaptığım gibi, uyuyamadığım bir gece aşağı inip evleri sollayıp sahanın ortasında tek başıma oturup; hala orada oturan bana cevabını bulduklarımı anlatmaya acımasızlığında.

Son ‘sessiz hece’den aylar önce yazılanın son satırlarını ekleyerek gidiyorum..

‘…
Uyandığımda dün gece olacaktı aynı gün ve o kadar kısa bir aradan sonra ben yine pembe gözlüklerin telaşında.. bunu bilerek kalktım oturduğum yerden.
Ne kadar unutulmuş da olsa aynı yerde nefes aldığın 10 lar 20 ler vardı her yerde. Sen yokken..
Kalkıp yeniden eve dönerken tüm soğuğu gündüze taşımak ister gibi yavaş yürüdüm çıkacağım basamaklara.. oyunu daha mesafesiz bir yerden bozacağın günün hayalindeki senin.. arkamdaki banktan beni uğurladığını düşünerek..’