5 Kasım 2009 Perşembe

Halil Pazarlama Halil Pazarlama Halil Pazarlama

O ışığı gördüm ben senin gözünde. Ben sana dememiş miydim basit bir soruydu. Evet der ve devam ederdim önümdeki kahveye kaç şeker atmalı gibi bir meseleyle boğuşmaya. Ama gözlerin parlıyordu senin. Bir süre baktım bitmemiş cümlenin vurgusu gibiydi gözlerin. Çok duygusal verilmiş bir yemek tarifi gibiydi oysa akıl verdiğin sırada. Şimdiyse ne güzeldin. Ne kadar mutluydun öyle. Kıyamam. Haklıydın, haklı olduğuna sevinmeliydin elbet ama senin haklı çıkmış olman bana yaramadı. Keşke haklı olduğun andaki kadar çalışsaydı da kafan belli etmeseydin mutluluğunu. Sen bana demiştin evet. Uyarmıştın yapacak başka çok fazla seçeneğim varmış gibi. Ben olsam ben de derdim. Derdim ki sevgili ayakkabı bağcığının ucundaki plastik; bence yürürken yerlere basma. Takılır düşerse senin yüzünden, maazallah ben de sana ben sana dememiş miydim demek zorunda kalırım. Hatta cümleme keşke sen haklı çıksan diyerek başlar olmadı bitirir (cümleme bitirir(?)) ve Zuhal Olcay olmadı Cansu Dere gibi bön bön olmadı derin derin bakardım gözlerine. Ama olmadı. Ben haklı değildim ve sen de hakkını bana teslim ettin nedense gereksiz ifadenle.
Neyse sabahları 10-15 dakika bile çok önemli. O yüzden -ben onu saati kurmamıştır diye aradım da neymiş on dakika önce aramışım- diye söylenme. Baya bir haklı gözüktü buradan bakınca. Sonra orta halli bir yaraya parmak basmışsın da daha da çok kanamış. Bunu da geç. Ben sana dememiş miydim demişsin de bozulmuş. Kahveden bir yudum alma vakti gelmiş demekki. Demek ki görünen köyün kılavuzluğuna soyunmuş ama orda bir köy var uzakta fantezisine burnunu sokmuşsun.

Bendensin yani. Kahveler benden.