1 Kasım 2009 Pazar

Emin değilim


Bir zamanlar Everything is sth happened demiş düşünürlerden biri. Pardon düşünür değildi o. Fatih Terim’di. O da düşünüyordu gerçi ama düşünmeden taşınmadan konuşunca dökülmüştü böyle birkaç satır dudaklarından. Bence çok güzel söylemiş, benden bahsetmişti. Bence.
Hüzünlerle dolu bir insandı Fatih Terim o gün. Ne dediğini bilmiyordu bence. Ama güzel bir şeyler söylemişti sonuçta. Kimini güldüren, kimini düşündüren, düşündürürken güldüren, yazarken çizen, yürürken çekirdek çitleyen, koşarken takılıp düşen, düşünce kendine gülmeye çalışan falan… Ben de bazen çok uğraşsam da yüzüme gözüme bulaştırırım bazı şeyleri, bazen de hiç aklımda yokken bir de bakmışım sen söyle. Nasıl bir şeyse. Bu nasıl bir şey yeni bildim öğrendim gerçi. Bildiğimi unutup yeniden hatırlayıp aa ben bunu biliyordum demek gibi de olabilir. Yanlışlıkla güzel bir şey yapmak nasıl bir şey. Herhangi bir şey değil de bir şey olmak da cabası. Kendini bir şey sanan onca yaşıtım var. Sanmak güzel bir şey. Hep bahsedip durduğum gibi. Başarıyla sanamadım ben ama genelde. Ya sandığımın farkındaydım ya da sandığımı sanıp kendimi yanıltıyordum durduk yere. Bir şey ne demek ki? zaten herkes bir şeydir masalını pencerenden gözüken dağların üzerine ben de yazmıştım zamanında. Senin için önemli bir şey ya da gerçekten önemli bir şey düşün. Ve şunu da düşün düşünmüşken. Bir yerde en az senin kadar yanlış olup kendini senin kadar yırtık, başarılı, güzel savunamayan biri var. Sonra, sen haklısın o haksız. Haksızlığın dik yokuşunda mola vereceğin düzlük şu tarafta. Krem peynir, çimen, puantiyeli masa örtüsü, üzümlü kek, kedi köpek de var ayrıca. Ayrıca bir zamandır o düzlükte sıkılıyor olduğumdan ben de varım. Haydi gel birbirimize hak verelim. Ya da sen tek başına bana hak ver. O da olur. Hikayeye ben nereden karıştım bilmiyorum yalnız. Haksızlık yapacağın ben değilim ki. Neyse sen kime, nerede, ne zaman, neden haksızlık yapacaksan onu düşün. İlle de üzümlü keke mi krem peynir süreceğiz ve neyle süreceğiz diye düşünmek istiyorsan o ayrı. Haklısın. Ama benim elimden bu kadarı geldi. Başka bir düzlükte aşağıdaki ovaları izlerken çözümsüz çareler içinde midene kramp girerse sana bir telefon kadar yakın ve üç beş düzlük kadar uzak olacağımı da sakın unutma. Ve unutmayacağım ben de everything is sth happened.
Unutma çünkü sen büyürken;
sağ gösterip sağ vurmak, sudoku çözmek, gecenin üçünde uyumaya çalışırken uyumak, para üstü saymak, yol üstü uğramak, müsait bir yerde inmek, lades demek, anlamak, buluşulacak yere ilk giden olmak, zamanında gidince bekletmiş olmak, boş zamanlardan sıkılmak, tvdekilerle alay etmek, dakikalarca gülmek, pişirdiğin yemeğin pişmemesi, pişirdiğin yemeğin yanması, aylardan kış günlerden hafta olması, sunum yapmak, çimlere basmak, tavlada yenmek, sessizlik aramak, sinirli gülmek, arıdan kaçmak, beklemek, konuşurken dinletmek, konuşurken dinlemek, basamak saymak, aradığın kişiye ulaşamamak, çalan telefonu duymamak, boş kağıt vermek, bir kağıt daha istemek, onun yerine utanmak, kanal değiştirmek, kendine kızmak, boş boş konuşmak kolay olmayacak.