
İclal Aydın deyince sinsi planlarını gözden geçirirken denizi başarılı bir şekilde seyreyleyen birinin fotoğrafı geliyor aklıma. Tanıdık geldi ama var mı ki öyle bir foto? İclal Aydın deyince öyle oluyor. İclal aydın demem genelde gerçi. Neden diyeyim ki zaten. Tuhaf olur. Tanımadığım birilerinin dedikodusunu eleştiri süsü vererek yazmam da tuhaf. İşte boş geçen son günlerin hatırası olsun, İclal Aydın bu diyiverdim geçenlerde. Daha da tuhaf olan İclal Aydın kostümü giymiş birinin huzursuz eden yazdıklarıdır ama. Tuhaf bir his verir bana genelde. Rahatsız olurum. Birkaç satır hadi paragraf sonra okuyamam. (Kime ne ayol.) Biliyorum. Kalkıp makyaj yapmak, meyve soyup yemek ya da bir arkadaşımı arayıp geyik yapmak gibi şeyler gerekiyor akabinde. Hepsini okudum bu sefer. Baktım İclal Aydın dan bile böeh getirebilen yani başarılı şeyler yazmış.
Hayat güzeldir ama gülün dikeni elimi kanattı. Bak bir damla kan dökülüyor avuçlarımdan. Haydi fotoğrafını çek siyah beyaz. Üstüne bir yere de benim yazdığım kısa şiirlerden birini yerleştirelim. Aynı acıyı çekip bir şeylere dönüştürmeye diyecek tek lafım yok. Boş vaktim çok sadece. Tabiki beğenmeyen okumaz, beğenmeyen ilgilenmez. Mide bulantısına dönüştürebilmek de değil mesele. Herkes aynı şekilde mutlu da olmuyor zaten. Çeşitlilik güzel bir şey.
Son zamanlarda (ki o kadar kısa değil) önümdeki birkaç sene yetecek kadar güldüm ben. O yüzden sanırım; gülemiyorum son zamanlarda. Geçen gün mutsuz uyanmak gerçekte nasıl olurmuş anladım. Dibe iteleyince böyle oldu. Biliyorum, gerilen lastik kopar bir yerinden. Kopsun ve bitsin istiyorum zaten. Denize bön bön bakmakla olmazdı, kafamdan çıkartılan tacı bundan sonra kim verirse versin aynısı olmayacak. Bir şekilde olmadı. Ağlarken güzel güzel dağılan rimel görüntüsünde değildi acı. On sene sonrasını falan düşünmek. Yerine yenisini koyamayacağım başka neleri kaybederim diye düşünmek gibiydi.
Sonra ben seyreylerken yanıma yaklaşıp bir derdiniz mi var diyen birine auuu hayır iyiyim ben teşekkürler diye cevap vermem gerekecek falan. Uzun iş. Acı çekmek de öyle. Şekil değiştiriyor sadece. En az soruyu soran kısık bakışlı, şık giyinmiş, telefonunda manasız mesajlar dolu olan insan kadar değiştiriyor. Öyle değilse bile bana ne diyebileceğimi de biliyorum. Neyse ne işte.
Değişmek demişken bana bakıyor deyip de yer değiştirmekten aciz insanlar da gördüm ben. Sen nereye bakıyorsun dedin mi dersen. Demedim. Beğendiyse baksın dedim. Beğeniyorum ve bakıyorum diyemiyorsa bu onun problemiydi. Zorlamaya, ben anladım durumlarına gerek yok. Herkes mutlu olsun kendini görmek istediği yerde.
Evet anlamındaki hayırlarla göğüslenen ipler, en büyük acıdan hemen sonra hayatın yaptığı sürprizler falan hepsi geyik bunların. Geçmeyince geçmiyormuş. İstedim ve yaptım diyen birinin nanik yapar halde bir fotoğrafını çeker koyarım bir ara.
Hayat güzeldir ama gülün dikeni elimi kanattı. Bak bir damla kan dökülüyor avuçlarımdan. Haydi fotoğrafını çek siyah beyaz. Üstüne bir yere de benim yazdığım kısa şiirlerden birini yerleştirelim. Aynı acıyı çekip bir şeylere dönüştürmeye diyecek tek lafım yok. Boş vaktim çok sadece. Tabiki beğenmeyen okumaz, beğenmeyen ilgilenmez. Mide bulantısına dönüştürebilmek de değil mesele. Herkes aynı şekilde mutlu da olmuyor zaten. Çeşitlilik güzel bir şey.
Son zamanlarda (ki o kadar kısa değil) önümdeki birkaç sene yetecek kadar güldüm ben. O yüzden sanırım; gülemiyorum son zamanlarda. Geçen gün mutsuz uyanmak gerçekte nasıl olurmuş anladım. Dibe iteleyince böyle oldu. Biliyorum, gerilen lastik kopar bir yerinden. Kopsun ve bitsin istiyorum zaten. Denize bön bön bakmakla olmazdı, kafamdan çıkartılan tacı bundan sonra kim verirse versin aynısı olmayacak. Bir şekilde olmadı. Ağlarken güzel güzel dağılan rimel görüntüsünde değildi acı. On sene sonrasını falan düşünmek. Yerine yenisini koyamayacağım başka neleri kaybederim diye düşünmek gibiydi.
Sonra ben seyreylerken yanıma yaklaşıp bir derdiniz mi var diyen birine auuu hayır iyiyim ben teşekkürler diye cevap vermem gerekecek falan. Uzun iş. Acı çekmek de öyle. Şekil değiştiriyor sadece. En az soruyu soran kısık bakışlı, şık giyinmiş, telefonunda manasız mesajlar dolu olan insan kadar değiştiriyor. Öyle değilse bile bana ne diyebileceğimi de biliyorum. Neyse ne işte.
Değişmek demişken bana bakıyor deyip de yer değiştirmekten aciz insanlar da gördüm ben. Sen nereye bakıyorsun dedin mi dersen. Demedim. Beğendiyse baksın dedim. Beğeniyorum ve bakıyorum diyemiyorsa bu onun problemiydi. Zorlamaya, ben anladım durumlarına gerek yok. Herkes mutlu olsun kendini görmek istediği yerde.
Evet anlamındaki hayırlarla göğüslenen ipler, en büyük acıdan hemen sonra hayatın yaptığı sürprizler falan hepsi geyik bunların. Geçmeyince geçmiyormuş. İstedim ve yaptım diyen birinin nanik yapar halde bir fotoğrafını çeker koyarım bir ara.

