...mutsuz ama güzel mutlu ama güzel. güzel ama çirkin sanki desinler diye değil. Dediklerini umursamadan ve yürürüm sinyal vermeden üzerime sürdüklerine aldırmadan. Bilirim çünkü derslerimden çok mahcup ifadelerini tanıdığımdan.. çok olurum az olanlara ve kim çoksa ve neredeyse düşlemeden düşünürüm sadece. Düşlerim bana kalır zararlarım raflarda..
Gülerim anlarlar ağladığımı ve gülerim anlatılanlara gözümden yaşlar dökülene kadar. Anlatırım neyse ne..
Perdesi yeşilden bir odada dinlerim albümlerini ve abone olduğu dergilerinin sadece resimlerine bakarak. Özleyerek en sevdiği tatlıdan yaparım sessizce. Bahçesine bakarak oturduğu için özlerim ve de sadece. Heyecanlanırım yiyeceği ilk lokmasının ifadesini görmek için yeniden.
Her öğlen yürüyüşüne giderken giydiği şapkalarından birini kafama geçirip yürürüm onun yerine, sırf onun için. Bir melodiyi bile sokmadan aramıza.
Küçükken elimden tutup da götürdüğü park daha yakın da gelse artık ben kandırırım kendimi. Adın ne deyip de iki üç dakikalık oyun arkadaşı bulanları izlerim bu sefer de saç çekmekten ziyade.
..ve meraklı gözlerle hala bana bakıyor gibi düşünerek.
Kısa bir filmin başrolünde beni hayal eden birinin oyunu vardı hayalimde. Nerde biterse bitsin yarım gelecek, yarım kalacak öyküleri toplarım bir araya.
Sidik yarıştırır gibi ağlaşmalar bir ölümün arkasından yeterince yalan ve ben yeşil perdeli odayı tercih ederim ağlayacaksam.
Oyalansın gözlerim, gördüklerim oyalasın..
Alkış kıyametken bile olmadığı gibi en güzel sözcüklere kanmadan ve son aldanışımın saflığına lanet okumadan. Vardır bir nedeni demek en boktan boyama pembesinde bir hayat dersi ve aslında kazığıyken ben yine gülümserim gülümsememden nem kapmayanlara. Mutluluğun huzursuz etmediği yerleri iyi bilmek gibi bir aldanışla.
Çünkü söyle farkında olmak engel mi? engel olmadığı gibi tarihi geçene kadar raflarımda duran paketler gibi. Hiç yemediysem ne olmuş? En azından, günü geçmişse ne olmuş demediğim için şanslı sayarım ben kendimi ya da ‘günü geçmiş bunun’ pişmanlığından uzak olmanın pembesinde.Bir nedeni vardır deyip de lehine nasıl döndürdüysem dünyayı aynısını şimdi kendim için yaparım.
Kaybettim; uğurladım. İyi olacaksın bak ben geliyorum yarın deyip de telefonda konuşurken aslında olmayan umutların arkasına saklanıp ona.. son sözleriydi bana söyledikleri diye ben bilemeden kapatmıştım telefonu şuursuzca. Ya yeniden kaldırdığımda? Telefonda konuşmayı sevmiyorum ben.
Artık öğrendiysem minicik bir ışık görmeden ve şuuru yerinde koşmayı. Kapatmadan seni seviyorum ve her şey için teşekkürler demek varken ben ne saçmalamışım öyle.
Bir yolculukta otobüsün beceriksizliğine lanet ederek gittiysem Ankara’ya yolların suçu yoktu aslında.Ne olmuş? Mesafeler aşılmıyor ve sen yeter ki yaşa.
..güneş her zaman bir yerlerde batıyor nasılsa.
Kaybetmenin ne olduğunu bildiğim senin bakarken göremediğin bir şey dahaydı.. bilerek bakarken yüzüne.
Güneş bir yerlerde yeniden doğacak diye telaşlanmadan.
..çünkülerden bu kadarı oldu ancak ve oyalanmaya iş..
nedenler aynı tüm bu saçmalıklar kadar duvar oldu saklanmaya..
Yıl 2005 ti galiba. Aynı güneşin kaç kere doğması gerekiyordu?..hani sen daha yokken.
Beşe iki kala senden kaçan tren kadar acımasız olabiliyor bazen her şey ve kolundaki saate lanet etmek kadar boşa çıkabiliyor tüm emekler.
Yıl 2010 ken de olmayacaksın ya hani. Ama en arabeski uykudan uyanıp uzandığın bardağı devirmiş olman aslında; biliyorsun.

