Tabakta duran arkadaşlarına bakan balık olmak zordur aslında. Dünya için küçük onun için büyük bir dramın altında eziliyor olmalı. Üçüncü tekilin rahatlığında hesaplaşmalar gibi el sallamak ve yarı yalan. Ama yarısı gerçekse ne olmuş? Benzer hikayelerle anlatmak için yaşamak gibi neyi yaşadığını da anlamadan. Bir bar sandalyesinde oturuyorsam eğer mecburdum sonu belli geyikleri dinlemeye. Hep benzer hikayeler, harfler, heceler deme ve isterdim ben de bir zamanlar olmayan bir harf yaratmayı. Olmayan bir rengi keşfedince dünyayı gezip geri dönmüştüm aynı sandalyede. Hala bir yorgunluk hali var aslında.
Arkama dönüp bakarken de üzerimde siyah elbisem ve elimde bir kadeh kırmızı şarabım falan yok. Daha çok boş kağıt verip yine de kurtuldum demek gibi suratıma suratıma vuran. Sonra da ona buna ders vermek gibi, bugün olmasa yarın olmak zorunda diye. Ama ne yazık ki aynı mükemmel soruları soran yok ortada hala. Yaptığım gurur, aynalara gülümseyerek kendimi kendime pazarlamak gibi değildi. Daha çok iştahsız yuttuğum lokma oldu. Oturduysam o sandalyeye diye düşündüm sonra. Dinlemek zorundaydım, çok anlarmışım gibi bir de. Aynı hikayeydi ama bu sefer vardı bir tuhaflık bence. Tek harfini tanıyamamak cahillik değildi ama. Daha çok içtiğim kahvenin burnuma bulaşmasıydı. En tuhaf gelen de buydu zaten. Hiç sıkılmadım. Ne yapsam tersine döndü dünya. İyiler kötü, çirkinler güzel, mükemmeller berbat oldu. Bir terslik var dedikçe ben dönüp durdum o sandalyede. Oturduysam dinlemek zorundaydım ve dinledim tabakta giden herkese el sallayan adamı. Ama benimle de vedalaştı sonra. Kurtarmak isterken kayıp gitti. Aynı sürünün içinde farklı renkte, kimseye anlatmak istemediği bir anı olarak kaldım en iyi ihtimalle

