Ellerimi uzattım balkondan.
Uzatabildiğim kadar uzağa. Dışarıda yağmur, sabahın ya da gecenin 5 i. Düşünmeden dışarı çıkıp ıslanacak kadar uykuda değilim. İçimde hem büyük bir boşluk var hem de huzurluyum. Özgürüm yeniden, özgür değilmişim demek ki.
Demek ki tam boğulmak üzereyken uyanmışım. Yine de nedensiz yere uyanacak kadarmış demek ki. Belki de aşkın sayılarındaysan yalanmış.
Aşk demek ne kadar ağır geldi birden. Her zamanki gibi. Belki de gereğinden fazla ayrı bir yerde tutup imkansızla 1 fincan kahve içmek istiyorumdur. O kahveyi çok yavaş içip gideceğim yere geç kalmak istiyorumdur.
O kadar imkansız bir şeyse aşk ve o zaman güzelse, gideceğim yer neresi unutmak istiyor olmalıydım herhalde. Kal demedi diye gitmek. Kalıyorum diyemeyecek kadar gurur. İşte aşkın sayılarından biri. Aslında kalman en çok istediği şey. İşte aşkın gereksiz özgüveni. Aslında kalsan bir gün mutlaka gitmeyecek miydin? İşte saçmalığın son bulması gereken yer.
Bir miktar daha önce son buldu diyeyse tüm bunlar ben yine öyle yağmur yağdığında uyanıp unutmaya gitmek istiyorum.
Ne kadar büyük bir sayıda sürpriz sayılırdı umursamayabilerek.
Git demedi diye kalmak istiyorum. Hala, en azından kahve içebiliriz belki gibi bir umuda bile ihtiyaç duymadan.
Balkondan izlemek en büyük özgürlüğüm olmadan.
Ama ne yağmur var artık ne de aşk var. 1 bardak su var. Hiçbir şey demedi diye giden ben ve kal demeyen o gibi
Ama ne yağmur var artık ne de aşk var. 1 bardak su var. Hiçbir şey demedi diye giden ben ve kal demeyen o gibi
soğuk.

