15 Temmuz 2009 Çarşamba

Elle tutulur bir yalan mı yoksa görülemeyen gerçekler mi acıtırdı, çok mutlu ederdi bizi. Keşke bilsem..
Aynı şehirde yaşadığın;
Aynı havayı soluduğun insanları anlayamamak anlamaya da çalışmamak bir zaman sonra. Bu mu yormuştu seni de?
Resmi kıyafetlerinin arkasına saklandıkları gibi suratlarındaki maskeleri de içtenlik kazanır bile bir zaman sonra. Düşünmez olurlar, bu iş de bitti ya sonunda çıkarcılığında.
Alışırlar çünkü. Ve çünkü ne yapabilirler ki zaten başka.
Aslında içlerinden saydırdıkları hiç duyulamayan o kırıcı lafları varken ve belki de gerçek falan da değilken her biri. Boş bir anda kendilerini sorgulamaya zorlar sonuçta. Sonuçta insanız. Hatta sonuçta topu tupu birer insanız. Zaaflarıyla yaşayan..

Suratlardaki en kibar ifadeler belki de isyan edip bağırmak gelirken çok derinlerden. Derinlerde söylenenleri tahmin etmeye çalışırken boğulan sen ve ben gibi aynı. Aynı insanlarız. Sen çok ayrı olsan da benim içimde. Ve maalesef diyorum hep kendime ben.

Ben izliyorum biraz uzaktan tüm bu olup bitenleri. Yakınlaştıkça benzememeye çalıştıkça, yüzümdeki gülümseme içimdede gerçek olsun diye, en azından sevebileceğim kadar sevmeye çalışırken herkesi. Nefret edebildiği kadar nefret etmeye çalışanları da görüyorum. Anlamaya çalışıyorum acaba kaybedecek hiç mi bir şeyleri yok ya da kaybetmekten korktukları. Kendilerini sevmemeleri mi sebep her şeye nefretleri yoksa tam da tersi mi?
Bir kez daha bilmiş olmaktan üzüntü duyuyorum herkesin iki yüzlü yaratıldığını. Ve dahil olmaktan.
Herkes biliyor aslında. Aslında olan ne.
Ama kimse derinlerdeki sesleri kulaklarıyla duymak istemez zaten. O yüzden işte sadece topu topu insanız. Ben o yüzden kızamıyorum tam anlamıyla ne kendime ne de izlediklerime. Ben sadece istiyorum ki yüzlerdeki en güzel ifadeler gerçek olsun. Ya da keşke gerçek olsa..yeniden küçülüp çıkarsızca savaşsak en azından.