18 Nisan 2009 Cumartesi

Yine böyle güneşli bir günde.. gün biterken teğet geçip de yürüdüğümün fakında olmadan gitmişim.. Çimlere oturup aynı şarkıyı söylerken hep bir ağızdan. Ben susunca saçma gelen eğlentiydi..
Ben de eşlik edince duyamadığımsa sırf kendi sesimdi.. aynı şey evet.
Ne farkı vardı? Aynı kapıya dönerken aynı kapıda dururdu o..
Dönerken bilemeden teğet geçmiştim yine yağmur yağarken belki.
Her şeyi hatırlayamam ben. Ne fark eder ki.. ezberimdeyken özeti.
Her günümü her anımı gömdüğüm, kaldırımlarını ezbere bildiğim sokaklardı. Sokakların sonundaysa saatlerce gülüp eğlendiğimiz, yorulmadan pedal çevirip koştuğumuz sırf bizimmiş gibi…
Hep açık bir kapıydı sanki, sadece bizim için büyük bir dünyayı davet eden. Daha yeni yeni emeklediğimizin farkında değilken. Çok daha insandık. Çok söyledik diye sıkıldığımız şarkılar güzel değil mi artık?
Şimdi herkesi aynı anda görememenin huzursuzluğu yoktu. Bir davet için herkesin telefonunu korkusuzca tuşlardım.
Şimdi duyduğum o varsa ben yokum yalanları. Peki yağmurlu bir günde yürürken çarpışsalar? Ve o kadar küçük ve karanlık olsa dünya..
Acaba ben varsam kim olmak istemezdi gerçekten. Olduğundaysa kıymetini bilemediklerimiz itmiş bizi arkamızdan meğer.
Bakıyorum.. bir neden yaratıp da inanıp sırt çevirmek zevk alınan acı olmuş herkese.
Hala hep korkusuzca aranan olmak kurtarmıyor dünyayı. Tüm çabalara rağmen arkasını dönüp görmezden gelen birini de tanıyorken artık.
Tercih yapmanı ister gibi, hesap verir gibi gülüşler yarım. En sözde zevke kapılıp ben tamamen vazgeçemiyorum diye mi suçlu olmalı bakışlarım? Ya da olmalı bakışlarım? Yoksa sözde değer verme sözcüklerinin gerçek olması için tokatlayamadığımdan mı? Çok yakınız kılıfında saklı saklananlar.. çok yakınız gerçekten de.
Herkes birbirini kaybedip dursun nefes alıp verirken. Minicik bir adımı çok görüp, geçmişini de unutup, utanmadan.. minicik adımlara dudak bükenlere yenilen ben gibi.
Nihayetinde hepimizin yüzü kızarırdı. Biliyoruz.. ve yeniden ‘o gün’ için daha uzun yıllar olduğunu da sadece tahmin ediyoruz.
Hep kolay olmak ve bunun ne demek olduğunu bilmek kızmaya engel değil. Biz büyüdükçe küçülen akıllarımıza güvendik hep birden. Büyüdükçe korkup kaçar olduk. Artık gir içeri diye bağırmıyor kimse. İsteyerek içimizdeki evlerdeyiz. İtiş kakışlı kavgalarımızdı gerçek olup da bağışlanan. Bir ‘boş ver’ in peşinde kuyruk olmaya hazırız artık. Boş veri çekense pişman olması gereken tek suçlu ilan edilmiş. Gururculukta birinciyim ben de. Sarsılmadan sarsmıyorum o yüzden güya..
Ben de kaybettim. Kaybetmek istemiyorum demiştim ama kaybettim. Beni de kaybetti. Belki de kaybettiklerinin en zoru sanıp aldanıp. Her şeyi sona aldığını sanıp durmadan başa sardığı masalı da kayıpken hem de.
Nasılsa zaman geriye de gider. Herkesin sırıttığı karelere bakarken ben. Herkesin aynı anda aynı yerde olabildiği günler cebimdeki bir diğer yarım olsun yine. Nasılsa ben yumruğumun küçüklüğüne inat kalbimde saklıyorum..
Hem çok severken hem de surat asarken..
Kabullenemezdim. Boş ver demeden çok önce bana. Yine de okların sonundaki tek suçluyu suçlamadım ben. Gördüm çünkü peşinden sürüklendiğim yalan kelimeleri. Aynı kandığım güzel sözcükler gibi içten sandım ya da sanmak istedim.. Suçluyum ben de. Bunu demek bencillikken gerçek olmasına engel değil.
Artık kapılar duvar ve özgür sanrken kendimizi, kaybettiğimiz o dünyayı geri kazanmak için çok geç kalmışız. İçimdeki evin odaları sığınak olmuş bana da. Bir odasında rahatça uyuyabildiğiydi yetmeyen hayalim.
Belki bir gün ellerimin küçüklüğüne inat atarım baygınlık tokadını. Ya da görünmeyen duvarlarımızı boyarım. O zamana kadar lekesiz bir cam sansın herkes kendini. Ve buna rağmen neden göremedi diye isyan etsin. Halbuki ben ne farkı var ki diyemediğimden toslamıştım bir keresinde.
Belki bir gün gelir hiç gelemeyen o az sonralar da.
Biraz da kendimden kurtulup anlamak istesem.. teğet geçtiğim masalın gerçek özetini dinlesem o kendinden kurtulduğunda. Ya da kendi masalını.
İyi uykular herkese.. en azından ne kaybettiğini iyi bilenler..
Bir rüya saati kadar uzun süren bir kısalıkta, yine bir rüya saatinde karşılaşırsak; beyaz kağıtlarım kirlensin yine. Ben de ne kaybettiğime daha iyi bakarım.
Her şeyden habersiz aynı sokakta, koluma girmiş aynı saçmalıklarla yürürken aklıma gelsin diye..

Ne sokakmış ama!