Kıyaslamak kötü bir şey.Bulduğu ilk fırsatta kendini anlatanlar önemini düşünmeden. Ben mi çok düşünüyorum acaba susabilirken susmam gerektiğinde. Aslında anlasa saçma olduğunu olay kendiliğinden çözülecek tersine dönmeye yakın.
X kişinin en sevdiği müzik grubundan ya da yemekten bana ne gibi bir uç noktada değilim belki ama bir adet müzik grubuyla level atlamaya çalışılması atılamayan bir uçan tekme olarak bana geri dönüyor beynimde. Hem de ortada bunları anlatmak için yumurta bile yok. Ben en sevmediğim şarkıları sevebilmek istiyorum yeniden. Nerden nereye ama öyle.
Böyle olunca da kıyaslıyormuş insan. Her haliyle her manzarayı. Her zaman bu oyunu kazanıyor olması da alamadığı torbalar dolusu hediyelerden haksızlık. Bir kere de şaşırmak istiyorum artık. Yapılan beyin ütülemelerine bile tahammül edebilirken ben, duvarlara çarpıp geri dönen sesleri dinliyorum. Mesela öğle yemeğinde abuk sabuk şeylerden konuşup kafa dağıtmak isterken, hayatın anlamını falan sorgulayanların ciddi ve her şeyi çoktan çözdüm bakışlarını haftanın sadece 2 günü çektiğim için falan şanslı sayıyorum kendimi. Ne acı bir biber. Birkaç hafta daha bekleyebilsem hep beraber dünyayı kurtarabilirdik belki bir öğle yemeğinde.
Ben hiçbir şey anlatılmadan, sorduklarıma bile cevap almadan yine öylece durmayı bile tercih edebilirim beynimin her yerini sarmalayan makarnalara. Ama neyse ki duvarlara çarpıp dönen bir sepet dolusu ses var.
Kıyaslıyorum evet istemeden de olsa ve hiç kaybetmedi. Kaybetmesini istediğim zamanlar hariç..
Uzaylıların dünyayı kurtarma çabası gibi bir manzara karşısında hiç şaşırmıyorum artık. Dünyadan uzaylılara ne diye şaşırıyorum daha çok. Kendi gezegenleri arkalarında alevler içinde yanarken bu çaba niye?
O kaybetse de kaybettiği için başka türlü güzel gözükürdü bana zaten. Nasıl bir tür olduğunu da sevdikleriyle anlıyor insan.
Kendi başına sevemeyeceğin şarkıların yeni klasör 2 nin dokunulmazlığına dönüşmesi.
Konuştuğunuz en saçma şeylerle dünyanın kurtulduğu zamanları hatırlamak gibi olabilir bir de.
O dünyanın yalnız iki kişiyi alabilecek kadar küçüldüğünde büyümesi.
İspat çabasında kıvranmayan arkadaşlarınla da doluyken etrafın kaybettiğin en yakın arkadaşını çok özlemek gibi. Sanki kaybettiğin en yakın arkadaşınmış gibi onun ardından aşk.
Böyle hissetmek için sadece bir hakkın varmış gibi acımasız hayat.

