3 Ağustos 2009 Pazartesi

Neyin Nesi?


Hayatımı zorlaştıran bir düzen kurmak kimin fesi. Bahsettiğim olması gerektiği yerde duran şampuan şişesinin ulaşılması en zor yerde duruyor olması değil tam olarak. Benim o şişeye ulaşmak için en zor yeri seçmiş olmam hiç değil. Çünkü bir parfüm şişesinden bahsetmiyorum neticede. Şampuan şişesinin içinden bir anda çıkan minicik baloncuklar etrafta çok güzel gözükürken, hayatımı zorlaştıran bir düzenin surprizlerle dolu olduğunu yeniden hatırladım. Hatırlamak yeniden? İşte o kadar eski bir düzen. Biraz daha öncesine gidelim o zaman.
Hayatımın bozulamayacak parçası düzenimden, tamamen bozulmuş olan düzenlere ikinci viteste. Hayatımın hayatımı zorlaştıran parçaları herkeste olduğu gibi beynimde başladı. Bana ait bir düzen, kendisine alışılan bir düzen olup kişilik kazandı sonra. Tek tek sayılıp sıralanamayacak kadar ayrılmaz bir bütün haline geldi ben hiç fark etmeden. Kendi kendine bana bir takım kurallar koyar oldu. Benim kurallar bütünümün, en sonunda bana hükmetmesi gibi bir çember. Görüştüğüm insanlar, içtiğim kolanın asidi. Peki üst komşumun çocukları neden alakasız saatlerde maç yapıp beni rahatsız etmiyor artık? gibi sorular bile sordurtabilir alışılmış bir düzen bana. Bir insana. Sadece sorduklarını fark etmeleri yeterli derecede sıkılmalarına bağlı. Her neyse. Hazır yarın tüm yorulmaların son gününden de istifa edecekken (ve bu kez son kez) ben buradayım ve devam ediyorum hayatımın zor kısımlarını bana hatırlatan, dönüp baktıkça belki hayatımın en güzel anlarında bile hayatımı bir miktar zorlaştıracak olan yazılardan birine.
Benim kurduğum, bu çoğu şeyi zorlaştıran düzende, derinlerde arayacak çok fazla şey yok. Herkesinki kadar herkesinkinden az herkesinkinden fazla. Bu düzenden dışarı adım atmamak için ısrarcı olma konusunda ise yorum yapamıyorum. Bu, hangi suprizin ne kadar supriz geldiğine bağlı olabilir. Suprizin, ne kadar bir damla olabilip okyanusla ayrılmaz bir bütün olacağına bağlı olabilir. O damlanın damladığı anda çıkarttığı sesi duyabilmem için ortamın ne kadar gürültüsüz olduğuna bağlı olabilir. Belki de en fazla ne kadar yükseklikte bir sese katlanabilir olduğuma da bağlı olabilir. Mevsimlerden hangi gün, saatlerden hangi açı…
Peki; ısrarla gelmek için geç kalmaya çabaladığım soruya gelelim. Benim bir şekilde benden bağımsız bir hal alan ve gerçekten zor olduğunu hissettiğim düzenim kimlerin düzenini kolaylaştırdı acaba? Acaba kimlerin zorlaştırdığı bir düzenin içinde yarım kaldı bir adet gülümsemem? Düzen benden bile bağımsızken bu soru da neyin nesi mi? Ama hayır. Ben orada bir yerlerde hiç görmediğim birinin düzenini kolaylaştırmadan önce benim adımı bile bilmeyen benden eski biri yine aynı yerdeki başka birinin düzenini zorlaştırmıştı. Kabul edilebilir zorlukta bir şey olma hakkımı elimden almıştı bir bayrak yarışında çoktan. Bense, her şeyi çok daha kolaylaştıracağını sandığım bir karar vererek hak etmediği kadar büyük bir ödülü armağan etmiş olabilirim oralarda bir yerdeki herhangi birine.
Birilerinin zor düzeninde kolay olmayı becerememek ya da zor bir düzenin içinde her gün yaşlandığını fark etmeyen bir budalanın hayatında kolay olmak. Peki o hangisi bu durumda? Şu anda budala mı yoksa gerçekten kolay bir şeylere mi sahip? Zor hayatında zorsam ben, zor hayatında kolay bir şeyler bulduysa kesinlikle çok akıllıca. Kalbini de dinleyerek akıllıca davranacak kadar da şanslı olabilir hatta. Neden olmasın. Sonuçta bu minik bir damlanın yere düşmeden durduğu yerle alakalı. O damlanın, önceden zorlaşan bir düzeni hiçbir şeyin farkında olmasa bile kolaylaştırabilecek kadar becerikli olmasıyla da alakalı olabilir. Yani benim tam aksime, let s go taksime.
Neticede benim zor düzenimi kolaylaştırmak adına verdiğim birkaç kolay karar aslında her şeyi zorlaştırırken başkasının hayatını cennete çevirmiş olabilir. Yani, kimlerin cezasını çektiğini düşünürken verdiğin hediyenin paketini bile görmemiş olmak bir ihtimal. Her şey sadece zıplamanı engelleyen tahminlerden ibaretken, senin hayatın da uzaktan bir muamma. Orda bir köy var uzakta diye devam eden bir ilkokul şarkısı mıdır? Yoksa genellikle ilkokulda öğrenilen bir şarkı mıdır?
Beyinde başlayan bir zor düzenin neticede kalbini darmadağın etmesi. En sonunda da kendine köle etmesi. Evet çok acı. Zor ile zor bir düzenin çarpışması Ama aynı zor başkasının düzenini gerçekten düzenleyebilir. Evet bu da haksızlık. Hayatında minik bir damladan duyabileceğin en güzel sesi duysan da çıt çıkmıyorken etrafta, kalbini kendi ellerinle vaktinden önce yok edebilirsin.
Çemberinin içinde ayaklarını sürüyerek yürürken oradan asla çıkamayacağın yalanını söyleyebilirsin kendine. Görülmeyen bir çizgiden zıplayarak geçmek ne kadar saçma gözükürdü cidden diye düşünebilirsin. Hazır etrafta kimse yokken zıplasana! Ama olmaz. Seni olduğundan çok daha zor gören biri zor bir düzenin içinde yaşadığının farkındadır. Sense bu zor halinle başka birinin düzeninde neden kolay olmayasın.. Hayır ama zıplasana! Ama olmaz. Çoktan kendi düzenini zorlaştıran bir karar vermişken bambaşka bir adreste hiç hak etmeyen biri farkında olan birinin düzeninde kolaylaşmış olabilir.. Bi zıplasan! Asla olmaz.
Peki bu durumda zor olmanın nesi fes ve bu kimin sesi? Neyin nesi zor olmanın iyi bir şey olduğunu düşünmek? Hayatlarımızı kendi kendimize zorlaştırırken bir ahmağa ahmak dediğimize emin miyiz? Belki de gerçekten kolay bir düzeni vardır. Belki de şampuan şişesinin durması gereken yer kolay ulaşılan bir yerdir kendiliğinden. Ve hatta belki de çok nadir gördüğü baloncukları çok daha fazla sevmiyordur denizde çimmekten. Olamaz mı? Zor olan bir şey yoksa neden farketsin ve neyi farketsin? En güzeli de, belki çoktan zıplamıştır ve çember onun olduğu yere kaymıştır.. Daha şanslıcası da, belki de kulağına en hoş gelen melodi onun düzeninde kolaydır. Daha saçmasapanı ise bir ihtimal, çember falan gibi bir benzetmeyle süslediğim şey bir şampuan şişesinden çıkan bir baloncuğu yok etmek kadar kolay yok edilebilir aslında. Benim en büyük sıçrayışımsa ona bir arpa boyu yol gibi gelmişti. Haklı olmasına sebep olan eski tecrübeleri haksızdı belli ki.
Who let the dogs out kadar önemsiz ama gülümseten şeyler de var hayatta. O yüzden şu anda vazgeçiyorum tüm bunlardan. Yazdım bitti. Yazının sonlarına gelmişken, sıradaki parçayı minik ama önemli olan bir su damlasına armağan ediyorum.
Bu arada gerçekten bazı eşyaların aslında yanlış yerde duruyor olması da kötü. Ama eğer, bazı eşyaların yanlış yerlerde duruyor olması bile çok daha önemli olabilecekmiş kadar önemsizse diğer mesele gerçekte, ben gerçekten keşke zıplasaymışım sırf bunu görmek için bile olsa. Eşyalar arasında bir kıyaslama yapıp yerlerini değiştirmek ve hatta bir adet eşyanın yerini değiştirmek bile çok daha zor gelebilirdi bana o zaman.
Kısacası let yourself jump!

you might be a big fish in a little pond doesn't mean you've won cause along may come a bigger one........