Yürüyorsun hiç bilmediğin tanıdık sokaklarda.
Tanıdık gelecek kadar yakın bulduğun renkler vardır mutlaka. Bir telefon kulübesi arayacak kadar yalnızsan sızlar içim. Benim numaramı çevirip yüzüme kapatmasan da. Akşam olup yorulduğunda sokak ortasında bir masada oturup beklersin akşam yemeğini diye kapılara dalar gözlerim. Çok üşüdüğüm bir gece önemsediğin gibi olmasan da. Bu kadar aynı kalmayı isterim belki ben nedenini bile bilmeden. İzlerini takip ettiğim izlerin çıkmadı hiçbir yere ve sen tanıdık bir koku duyduğunda yanından geçen biridir o. Hatıraları bir zarfa koyup hiç kimseye yollamazsın. Ezberindeki adresler bilmediklerinden de uzak.
Boş bir odanın kilidini zorlarken karanlıkta, gülümseten rüyalarında göreceğin en sevdiğin renge sahip değiliz. Bilmiyorsun. Bende gördüğün hiç postalayamadığın o kartların içinde yazanlar gibi tanıdık bir hüzünse sadece, izlerim güneş batarken güneşin battığı yeri herkes gibi. Söz.
Sabah olduğunda yeniden, bir önceki gece önünde sıralanmış hatıraların çoktan bir bavulun içinde. Açmaya korkak olduğun geçekleri gördüğünde pişmanlık da olsa her defasında… Yüzüne çarpan su gibi serin için. Tepkisiz kalmayı öğretenlerle öğretir oldun sen de nasılsa.
İçindeki tüm savaşların galibiyken hep, herkesten biriymiş gibisin bir bilet kuyruğunda. Pek çoğu yanından geçip giderken anlamaya çalışırsın herkes nasıl da herkesten biri gibidir zaten en yakın mesafeden.
Bir baş ağrısına tek başına katlanmak zor da olsa alışıksın başkasına yer açmamaya. En son en yakın mesafeyi bile zorlayanlardan eser yok etrafta. İnadına sen susmalıyken, ayırt edilemeyen bir gürültüde hatırlarsın en kalabalık ve yalandan yalnızlığını. Minik bir bakışınla devirip geçebildiğin kelimelere şimdi muhtaç bırakan kalabalıkların ortasında bir anda kalkıp gidebilmek özlediğin özgürlüğün.
Özgür kalmak için kaçmıştın oysa. Kaçmamıştın gitmiştin oysa..
Her yöne çekebileceğin cümlelere benzer, gideceğin yeri bilirken ilk defaymış gibi bir şüphe duymak.
Çalan telefonu merakla açsan da, en sevdiğin insanların sesini duysan da sırf duyabilmenin telaşı var içinde kapatmak için. Bir alo yeterken, geçen günlerin özeti üşendiğin en ağır ödevlerinden.
Tüm savaşlarda yenik saydığın onca insanın haberi yok bundan; habersizsin. İçinden konuşurken anlatamadıkların için suçlu olmayan bir tek kendinsin.
En çok nakaratını sevdiğin şarkıyı sona sarıp başa almak kadar zor senin için en sevdiğin şeyler nedense. En sevdiğin eşyaların bile bir taksiyi kaçırmana yarıyor sanki daha çok.
Gittiğin için ve gittiğin yerde kalamadığın için içindeki kargaşa. Alışmak bilmediğin yerlerden korkutucu.
Perdeyi aralayıp da baktığın her ne varsa yakından çok daha karanlık. Biliyorsun.
Zorla bindirdiğin bir arabada uzaklaşır gibi ardımda kalan sen, sen misin hala? Bilmiyorum..
En acımasız, uzun gelen kısa dersinin bedelini başka birileri ödüyor gibi gelse de o sokaklarda yürürken; bir boy uzaktan izliyorsun yanına kar kalan her ne varsa.
Dilindeki merhabalar tarihi geçmiş bir ilaç içindeki son elveda ya.
Minik bir bakışla anlaşan tanıdık yüzlerde tüm benzetmeler. Yazık ki suyun buğusuna kapılıp giden o en donuk bakışın yanımda yok.
Biriktirdiğin kartların üstündeki resimler gibi güzel ama iç sıkıcı bir klişe, eğlenemediğin eğlencelerde kahkahaların; bir zamanlar 24 saatten sayıp yakaladığın bir kahkahaya alınmana tezat olan.
Duyamadığın damlaların sesi başka bir yağmurda şimdi, yüzünü ıslatıyor ne yazık. Beklediğimizden fazlasını bekleyemeyecek kadar silik düşlerimiz ve öğrendiğin tüm derslerin nöbet tutar aklında aynı hataları yapman için hala.
Bilmiyorsun.
İnan sen de ne kaybettiğini hiç bilmiyorsun...

