Kendi zamanından da öncesine yolculukta kaybedilecek çok şey var. Hepsi de değerli. Senin önemsediğinden de fazla. Son nefesine doğru giden her saniyede kaybolan onlarca an var geçmişe ait.
Farkında olunandan da değerli. Şimdilik kayıp ama kendi zamanını bekliyor sanki her an daha çok sıkılarak.
Kapılarla örülmüş bir koridorda yürürken yalnız bir anahtar ve üç şans verilirse kolay olan yanılmak. Verilen o şansı şansa çevirmek değil asıl mesele. Toplamda kaç kapı olduğundan çok önünde durduğun her kapıda kaç kilit olduğu mutlaka bir mesele çıksın diye. Hikayedeki tek doğru anahtar mı mutlaka? Kapılarsa doğru olabilmeyi bekleyen.
Sana verilen zamandan da öncesine giden bir suyun içinde rüzgara karşı yüzerken yalnız değilsin; çünkü yüzüyorsun sırf bu yüzden. Sebep ve sonuç birbirini kovalayan bir çıkmaz. Bildiğini sanıp böbürlendiğin her değeri zamanla hiçe sayıp içinde değiş tokuş yaparken yapıştırdığın etiketinin küsuratı asıl konu. En sonunda sonsuza giden çözümsüz bir denklem kurabilirken sırıtarak, bir adet elmayı ısırdığının farkında mısın?
Cevabı olmayan bir soru sorup çözemeyenleri uzaktan izlemek her ısırıkta biraz daha sıkılarak. Çok kolay sorduğundaysa tüm öğretilerinin açık olması serbest ve gereğinden fazla kağıt var herkesin önünde ayrı ayrı. Ne kadar çok soru işareti ve tezat varsa yarattığın, o kadar zor kolay olan.
Yarattığın her ne varsa dönüp dolaşıp seni takip ettiğindeyse unutup sayfalar dolusu yarım kalmış çözümsüzler diyarın en sonunda. Kendi zamanından da öncesine yürüdüğün ve sonrasına geçtiğin bir koridorda zaten en başından doğru olup kendini kurtaran anahtar doğru kapıdaydı diye yüzüyordun sen zaten. Bir anahtar ve ilk denemede şansını şansa çevirecek kadar şanslı olmasan da yetenekliydin mutlaka. Ama asıl mesele öncesin de mi sonrasında mı? Çünkü arada geçen zaman diye bir şey hiç olmadı ve dönerken kaybettiklerin kazandıklarından da fazlaydı mutlaka. Dönüş yolunda yürürken, ardında bıraktığın her taşı önüne koyduğundan yalnızdın zaten. Asıl olan sen değilsin de ardında kaldığını anımsadıklarından biri mi acaba? Bunu anladığındaysa kendi kendine yarattığın bir uçurum var dönüp yeniden dönmeyi engelleyen. Sebebin sonucu yakalamasına tüm öfken.
Dönerken suların çekildiği adı olmayan o yerde artık her şey apaçık diye tüm mutsuzluğun. Kendi yarattığın onca soru işareti güzelliğini korurken, sen şimdi vazmıgeçtin onlardan yoksa çözülmeden yarım bırakılmış yığınlara bakarken ne sorduğunu mu unuttun? Sebebin yuttuğu sonucun içinde sen de varsın en sonunda. Meğer oradan çıkıp en başa dönüp hatırlayamayacağın bir tuzak kurmuşsun kendine en başından.
Ne güzeldi halbuki en başı. Sorulacak sorular, oynanacak oyunlar vardı hissettiklerinin bedavası misali. Şimdi hissettiklerinden geriye küf kokusu kaldı.. Şimdi en basit sorular bile cevapsız kalmışken unutuldu...

