Anlayıp da şüphe duyacağı hakikatler gizli (fakat).
Ağdalı satırların alçak gönüllüğü ve gönlünde yatması gibi bir tezatla o gitgide büyürken küçülüverdi içimde.
Okusa da duyup da gördüklerine inanamadığı gibi terk ederdi her hecesini en sonunda.
Birleşip her kelime çığlık olup boğardı içini.
Sanki içim her saatin başında böyleymiş gibi korkuturdu en yüreklisini.
Kendimden bildiklerimden ve her öğretinin son nasihat olmasını öğrettiği gibi korkuyorum ben de.
Yeniden nedensiz yere gülen bu dudaklardan.
Bu sefer korkmama sebep en derindeki yaranın izi derken daha da çok kanarsam diye.
En güzel gülümsemelerimin terk edip gitmesine içlenen bir bencillikle ben; çıktığım basamaklardan yeniden adım adım inersem diye korkuyorum.
Tek bir hecesine muhtaç bir yoklukta o.
O kadar ki bundan bile habersiz.
Umursanmıyormuş gibi rahat bir uykuda aynı zamanda ama.
Şüphe bile duyamayacağı bir boşluk ve emin unutulduğuna orada.
Her bir ihtimalin yarısını kazanıp kaybetmiş olmanın sorgusundan vazgeçmiş bir huzur yanında ve bir hiçe tam aklınca bir bütünken hala.
Büyüdü hiç kimsenin olamadığı kadar.
Küçüldü en sonunda.
Yeni bir tebessümü korkutan geçmiş bir ders olup kalırken aklımın duvarlarında...

