31 Ekim 2009 Cumartesi

Peki.

Sana burada bu satırları kalemimin ucu bittiğinden yazmıyorum. İlkokul sondan beri dokunamadığım kurşun kalem durumu da değil. Basmalı ne güne duruyor diyebilecek kadar zeki, açık sözlü, cesur, isyanlarda bir insansın. Bilirim. Boş bir sayfa bile arayamayacak kadar üşendiğimden de değil. Boş bir kağıdı aramayı gerektirecek kadar zaman önce raflara kalkan defterler de neden değil buna. Sana bu satırları ev adresini bilmediğimden de yazmıyorum. Ben bu satırları yazadururken sen çoktan uzaklara yelken açacağından da değil. Ansiklopedideki bilgileri de insanlar yazıyormuş. Hep kuşkuyla bakmıştım bu duruma. Şu binayı biz olsak yapamazdık değil mi diyen arkadaşımın hissiyatı diyelim yahut. Sana bu satırları neden yazdığımı merak ettiğinden de yazmıyorum. Sana bu satırları sana yazdığımı kim söyledi onu da bilmiyorum. Doğru söylemiş olurdu ama.
Saçmalamak güzel şey. Ölçüsünü bardakla değil de hassas terazilerle tartarsan, üstünde sırıttırtmayabilirsen güzel.

Sana bu satırları sürpriz ekili arazi bulmuşsun gibi hissedeceksin diye de yazmıyorum. Beni o arazideki beyaz etekli masal kahramanın sandığın zamanların hatırına da değil. Bilemedin yine. Sana bunları yazma nedenimin de pek bir nedeni olması gerektiğini düşünmüyorum zaten.
Bozulma ama... yağmursuz bir eylül gününde Fransızca gelinliğimle kır düğünü hayallerim olmadığından da değil.
Yağmur yağıyor ama.. ve bunca laftan sonra; bu satırları neden yazdığımı söylesem saçma olur, şu son bir karış yazının terazisi tartmaz.
Ekim bitmiş ama.. zamanında sorduğun tüm nedenlerin intikamı sanmayacak kadar tanıyorsun beni ya da kendini.
O yüzden sen yine aklına son gelecek şeyi başa al en iyisi.